-
1 всколыхнуться
oynamak,kımıldamak* * *сов.1) oynamak, kımıldamak2) перен. harekete gelmek -
2 play at
oynamak, yapar gibi görünmek* * *1) (to pretend to be etc: The children were playing at cowboys and Indians.)...-culuk oynamak2) (used when asking angrily what someone is doing: What does he think he's playing at (=doing)?) halt etmek/karıştırmak -
3 play around
oynamak, oyalanmak, vakit geçirmek -
4 play upon
oynamak, yapar gibi görünmek, oynaşmak, tutmak, üzerine tutmak -
5 play around
oynamak, oyalanmak, vakit geçirmek -
6 play upon
oynamak, yapar gibi görünmek, oynaşmak, tutmak, üzerine tutmak -
7 бию
oynamak, dansetmek -
8 уйнау
oynamak -
9 spelen
oynamak [-ar] v -
10 διαδραματίζω
oynamak, almak -
11 παίζω
oynamak -
12 χορεύω
oynamak, dans etmek -
13 выля-
oynamak, eğlenmek -
14 oynamaq
oynamak -
15 연주하다
oynamak -
16 춤추다
oynamak -
17 oynamaq
oynamak -
18 играть
oyun* * *несов.; сов. - сыгра́ть1) oynamak; oynaşmakигра́ть в футбо́л — futbol oynamak
сыгра́ть конём — шахм. atı oynatmak
он де́сять раз игра́л в соста́ве национа́льной сбо́рной — on defa milli olmuştu
2) тк. несов. oynamak; oynaşmakде́ти лю́бят игра́ть — çocuklar oynamaktan hoşlanır
в углу́ игра́ли котя́та — köşede kedi yavruları oynaşıyordu
не игра́й со спи́чками! — kibritle oynama!
игра́ть чьей-л. жи́знью — перен. birinin hayatıyla oynamak
3) çalmakигра́ть на пиани́но — piyano çalmak
сыгра́й како́й-нибу́дь вальс — bir vals çal / geç
4) театр. (sahneye) çıkmak; rol oynamak / almak; oynamak ( о спектакле)игра́ть Оте́лло — Otello'ya çıkmak
он игра́л в ра́зных города́х — çeşitli şehirlerde sahneye çıkmıştı
в э́том фи́льме он игра́ет Мо́царта — bu filmde Mozart'ı canlandırıyor / oynuyor
сы́гранные им ро́ли — oynadığı roller
5) перен. sömürmekигра́ть на религио́зных чу́вствах кого-л. — birinin dinsel duygularını sömürmek / tahrik ve istismar etmek
6) тк. несов. ( пениться - о вине) köpürmek7) тк. несов. oynaşmakна стене́ игра́ли причу́дливые те́ни — duvarda acayip şekilli gölgeler oynaşıyordu
на его́ лице́ игра́ла улы́бка — yüzünde bir tebessüm belirip belirip kayboluyordu
••игра́ть с огнём — ateşle / barutla oynamak
игра́ть слова́ми — kelimeler üstünde oynamak
игра́ть на би́рже — borsada oynamak
игра́ть на́ руку кому-л. — birinin ekmeğine yağ sürmek
-
19 jouer
Iv t1 se divertir oynamak2 sport spor yapmak3 rol oynamak4 tehlikeye atmak5 mus çalgı çalmakIIv i1 se divertir oynamak◊Elle passe ses journées à jouer. — Kız günlerini oynamakla geçiriyor.
2 interpréter rol oynamak◊Il joue dans ce film. — Bu filmde rol oynuyor.
3 être mal assemblé oynamak◊La porte en bois joue. — Tahta kapı yerinden oynuyor.
-
20 play
n. oyun, eğlence, oynama; tiyatro; gösteri, piyes; kumar; hareket————————v. oynamak, kımıldamak, hareket etmek, oynaşmak; canlandırmak [tiy.], rol almak; çalmak (müzik); numarası yapmak; bahis yapmak; turneye çıkmak; tutmak, tutmak ( ye)* * *1. oyna (v.) 2. oyun (n.)* * *[plei] 1. verb1) (to amuse oneself: The child is playing in the garden; He is playing with his toys; The little girl wants to play with her friends.) oynamak2) (to take part in (games etc): He plays football; He is playing in goal; Here's a pack of cards - who wants to play (with me)?; I'm playing golf with him this evening.) oynamak3) (to act in a play etc; to act (a character): She's playing Lady Macbeth; The company is playing in London this week.) oynamak, rol almak4) ((of a play etc) to be performed: `Oklahoma' is playing at the local theatre.) oynamak5) (to (be able to) perform on (a musical instrument): She plays the piano; Who was playing the piano this morning?; He plays (the oboe) in an orchestra.) çalmak6) ((usually with on) to carry out or do (a trick): He played a trick on me.) oyun oynamak7) ((usually with at) to compete against (someone) in a game etc: I'll play you at tennis.) oynamak8) ((of light) to pass with a flickering movement: The firelight played across the ceiling.) oynaşmak, hareket etmek9) (to direct (over or towards something): The firemen played their hoses over the burning house.) çevirmek, yöneltmek10) (to put down or produce (a playing-card) as part of a card game: He played the seven of hearts.) oynamak2. noun1) (recreation; amusement: A person must have time for both work and play.) eğlence, oyun2) (an acted story; a drama: Shakespeare wrote many great plays.) oyun, temsil3) (the playing of a game: At the start of today's play, England was leading India by fifteen runs.) maç, oyun4) (freedom of movement (eg in part of a machine).) oynaklık, hareket serbestliği•- player- playable
- playful
- playfully
- playfulness
- playboy
- playground
- playing-card
- playing-field
- playmate
- playpen
- playschool
- plaything
- playtime
- playwright
- at play
- bring/come into play
- child's play
- in play, out of play
- play at
- play back
- play down
- play fair
- play for time
- play havoc with
- play into someone's hands
- play off
- play off against
- play on
- play a, no part in
- play safe
- play the game
- play up
См. также в других словарях:
oynamak — oynamak. I, 225. 226, 240; I I, 114, 226; II I, 131, 377 … Divan-i Luqat-i it-Türk Dizini
oynamak — nsz 1) Vakit geçirme, eğlenme, oyalanma vb. amaçlarla bir şeyle uğraşmak Çimenler üzerinde çocuklar oynuyor, kuzular otluyor. H. R. Gürpınar 2) Herhangi bir tutku, ilgi vb. sebeple bir şeye kendini vermek Babalar çocuklarının yanında rakı içer,… … Çağatay Osmanlı Sözlük
kumar oynamak — 1) ortaya para koyarak talih oyunu oynamak Kazanacağından emin olmadıkça kumar oynamak deliliktir. A. İlhan 2) mec. olumlu sonuçlanması şüpheli olan bir işe bile bile girişmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
aşık atmak (veya aşık oynamak) — aşık kemiğiyle oyun oynamak … Çağatay Osmanlı Sözlük
şıkır şıkır oynamak — 1) canlı bir biçimde oynamak 2) mec. çok sevinmek … Çağatay Osmanlı Sözlük
tandem oynamak — sp. kalecinin önünde savunmak amacıyla duran iki oyuncu paslaşarak oynamak … Çağatay Osmanlı Sözlük
uzatmaları oynamak — 1) bir görevde son zamanlarını yaşamak 2) sp. oyunda uzatma dakikalarını oynamak 3) mec. ölmek üzere olmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
cirit oynamak — 1) cirit oyununu oynamak Bu dallardan kendimize atlar yapar, cirit oynar, yarışa çıkardık. Ö. Seyfettin 2) istediği biçimde, keyfince davranmak … Çağatay Osmanlı Sözlük
kâğıt oynamak — iskambil kâğıtlarını kullanarak çeşitli oyunlar oynamak Birkaç soba etrafında çay içiyorlar, tavla ve kâğıt oynuyorlar. R. N. Güntekin … Çağatay Osmanlı Sözlük
kozunu oynamak — elindeki en üstün ve son imkânı kullanmak Artık iki taraf da son kozlarını oynamak, sonlarının üzerine yürümek zorunda idiler. T. Buğra … Çağatay Osmanlı Sözlük
büyük oynamak — 1) çok para koyarak kumar oynamak 2) mec. büyük risk ve beklentilerle bir işe girişmek … Çağatay Osmanlı Sözlük